Maldivler - Manta Point Dalış notları
Maldivler gezimde yaptığım bir dalışta, inanılmaz güzellikler görüp, fotoğraf ve video çektiğim Manta Point'ten dalış notlarım.Ana Sayfa \ Gezi Notlarım \ Maldivler - Manta Point Dalış notları
Video Metnini Okumak İçin Tıklayın
Uzun bir süreden beri Maldivler’e gitmek ve orada dalış yapmak istiyordum. Bu benim için ulaşmak istediğim bir hayaldi. Nihayet bu hayalimi gerçekleştirmeye karar verdim ve harekete geçtim. Bu geziye herhangi bir turla gitmektense her şeyini kendimin organize ettiği bir plan yaptım. Ben ve badim önce Sri-Lanka’yı gezip, oradaki tarihi ve doğal güzellikleri görüp, bol bol fotoğraf çektikten sonra, Colombo’dan Male’ye (Sri-Lanka’dan Maldivler’e) uçtuk. Tabi bu arada Türkiye’den yola çıkarken ve Sri-Lanka’dan Maldivler’e geçerken, fazla kilolar uçaklarda hep sorun oldu. Aslında biz dalgıç ve sualtı fotoğrafçıları için bazı havayolu şirketlerinin ek kontenjan tanımaları gerek. Sanırım bunu bir kısım havayolu şirketi uyguluyor. Bunun için yola çıkmadan önce mutlaka şirket yetkilileri ile bileti aldığınız acenta aracılığı ile görüşmek ve ek kontenjan almayı ihmal etmemek gerekir. Nitekim, gidişte yaşanan sıkıntılardan sonra, oraya vardığımızda acentamız ile görüşerek, dönüşte hiçbir sorunla karşılaşmadan rahatça dönebildik. Bu küçük bilgiden sonra şimdi yine Maldivler’e gelip, kaldığımız yerden devam edelim..
Maldivler’de boğucu bir sıcak ile her an yağabilecek yağmurlu bir havanın tehdidi arasında, Male’den Hudhuran Fushi adasına yola çıktık. Hızlı botlarla yarım saatlik bir yolculuktan sonra nihayet konaklayacağımız ve dalış yapacağımız yerdeydik. İlk gün yağan yağmurda Ateş Hocam’ın kulaklarını çınlattım. Oraya gitmeden önce kendisine danışıp, gideceğim tarihleri söyleyip, ne tavsiye ettiğini sorduğumda, gayet kibar bir şekilde “Yağmurluk ve şemsiye alın yanınıza” demişti. Doğrusu, bizi de Maldivler’de ilk karşılayan yağmurlu bir gün oldu. Fakat moralimizi bozmadık. Daha önce kendisi ile yazıştığımız oradaki dalış okulunun sorumlusu Emre Baykara ile tanıştık. O günü dinlenerek geçirdik. Ertesi gün dalışa hazırdık. Bir önceki Malezya seyahatimde ilk kez DSRL makineme housing almış ve ilk dalışımı yaptığımda maske barotravması yaşamıştım. Üstelik o gezinin son dalışında housingim su almıştı. Bu yüzden epey tedirgindim. İlk dalışımı boş housing ile yapmayı tercih ettim. Bir sorun olmadı. Demek ki makinemi içine koyup dalabilecektim. Öyle de yaptım. İlk günün ikinci dalışını Palm Reef’te yaptık. Benim için ilk kez fotoğraf çekeceğim bir yer olması nedeniyle, dikkatle izlenmesi gereken bir noktaydı. Denizi, görüşü, akıntıyı, dalgayı öğrenmeye çalıştım. Bütün dalışları 0,5 mm dalış elbisesi ile yapabileceğimi gördüm. Dikkat edilmesi gereken yegane husus, vücudunuzun her tarafını kaplayan bir giysi ile dalmaktı. Her yerde olduğu gibi, burada da mercanlar değdiği yeri fena halde yakıyordu…
Akşam iyice dinlendikten sonra, ertesi günün ilk dalışını yapacağımız yerin merakı ile uyuduk. Zira, buraya gelmeden önce rehberimizle yazıştığımız zaman öğrenmiş olduğumuz mantaların geldiği haberi ile zaten heyecanımız doruk noktasına çıkmıştı. Dalış noktamız Manta Point idi. Hazırlığımızı yaptık. Makineme 10-22 mm geniş açımı taktım. Dalış yapacağımız yere geldi tekne. Dalış öncesi brifingde rehberimiz, bu noktaya mantaların sıklıkla geldiğini, burasını bir temizlik istasyonu olarak kullandıklarını ayrıca sudaki planktonlarla da beslendikleri bilgilerini verdikten sonra, daldıktan sonra kayalara tutunarak, mantaları izlememiz gerektiğini, mümkün olduğunca fazla baloncuk çıkartmamamız, onları ürkütmememiz gerektiğini anlattı. Ekipte heyecan son haddindeydi. Suya dalmamızla birlikte aşağıda gördüğüm manzara şöyleydi. En yüksek noktası yaklaşık 8-10 metre derinde olan çapı yaklaşık 5 metre bir kayalık, kayalara tutunmuş bizden önce dalış yapmış, yaklaşık 7-8 kişilik bir dalgıç grubu ve tepelerinden salına salına yüzen 6 tane devasa manta. Devasa kelimesinin karşılığının, suda yüzebilen bir canlı için düşünülmesi gerek. Öyle ki, kanat açıklığı en az 4,5-5 metre olan bir yaratık düşünün. Ve bu yaratık, suda o kadar zarif hareket ediyor ki. Bunu kelimelerle anlatmak olanaksız. Elbette hemen fotoğraf çekmeye başladım. Pek çok fotoğraf çektikten sonra, eski emektar kompak makinem ile bu kez video çekmeye başladım. Keşke imkan olsa da bu dergide hareketli görüntüleri de yayınlayabilsek… Herneyse, dalış boyunca, bir video, bir fotoğraf derken, 45 dakika nasıl geçti, ben o kadar fotoğrafı ve videoyu hangi ara çektim, kaç bar havam kaldı, kaç metrede kaç dakika kaldım bunların hiçbirinden haberim olmaksızın, rehberin çıkış talimatı ile deko durağına doğru istemiye istemiye çıkışa geçtim. O deko durağında bir şeyin farkına vardım. Ben mantaları hiç çıplak gözle görmemiştim. Evet, belki inanılır gibi değil, ama öyle. Dalışın başında uzaktan gördükten ve fotoğraf ve video çekecek kadar yaklaştıktan sonra hep vizörden ve lcd ekrandan bakmışım. İşte tam burada bir dalgıcın sualtı güzelliklerinin farkına varmak için izlemesi mi gerektiği, yoksa dalışta gördüğünü yukarı taşıyabilmesi için fotoğrafa mı ağırlık vermesi gerektiği hususunda çelişki yaşadım. Ama, sonunda yukarı çıktığımızda makinemde yaklaşık 200 poz fotoğraf ve dakikalarca süren video çekimlerim vardı. Dalışta yaşadığım heyecanı daha sonra bunlara bakarken tekrar tekrar yaşama şansına sahip oldum. Bunları sizlerle paylaşmak benim için büyük keyif. Bu arada dalış esnasında diğer dalgıçlar rehberlerin söylediği gibi kayalara tutunarak veya kayalığın daha derinde olan eteklerine oturarak, yukardan mantaların geçişini izlerken, ben özellikle video çekerken sürekli onların yanında yüzüyor, bir altlarından giriyor, bir tepelerine çıkıyordum. Sonra hemen fotoğraf makinemi alıyor, bu kez bana en uygun açıdan nasıl fotoğraf çekerim diye kadrajımı ayarlıyor ve peş peşe çekimler yapıyordum. Bu çekimler esnasında bazen o kadar yaklaşıyordum ki, pektoral yüzgeçleri kanatlara benzeyen bu sevimli yaratık, adeta kanat çırpar gibi yüzdüğü için zaman zaman kanatlarının ucun ile kafama dokunuyordu. Burada çekim yapmanın bir başka güzel yanı, ortam ışığının fotoğraf çekimine elverişli olmasıydı. Flaşlarımı çoğunlukla kullanmadım. Zira, o kadar sık fotoğraf çekiyordum ki, flaşların yeniden patlayabilmeleri için gereken süre, bu zamana asla yetişmiyordu. Sonuçta, flaşla, ya da flaşsız fotoğrafların hemen hepsi izlenebilir durumdaydı. Fotoğraflara baktığımda göremediğim bir husus ise, video çekerken kaydetmiş olduğum bir görüntü. Mantaların ağzının içi bir mağara gibi. Daha doğrusu ağzı yok, ağız boşluğu direk kaburgalarına açılıyor. Ya da ben ona benzettim. Kurbanlık koyunların içini boşaltır asarlar ya, kaburgaları içten görünür, işte aynen içi öyle görünüyordu. Mantaların planktonlarla küçük balıklar ve larvalarla beslendiği biliniyor. Suyu süzerek içindeki bu besinleri alıyorlar.
Bu noktada görmüş ve fotoğraflamış olduğum bir başka husus ise, her manta üzerinden en az 5-6 remora ve onlarca temizlikci balığın harıl harıl çalıştığıdır. Maldivler’e dalışa gidecek olanlara Male Atol’de bulunan Manta Point dalış noktasını görmelerini ve orada dalış yapmalarını şiddetle tavsiye ediyorum.
Mantalarla ilgili wikipedi’den aldığım kısa bilgiyi de sizlere sunarak, bir başka gezi notlarında görüşünceye kadar, sağlıkla kalmanızı, keyifle dalmanızı diliyorum.
Ahmet Yay
Mantalara ait ansiklopedik bilgiler :
Mantalar tropikal sularda özellikle mercan resifleri çevresinde yaşar. Deniz suyunu yayvan ağzı sayesinde süzerek içindeki küçük canlılara ulaşır. Plankton küçük balıklar ve larvalarla beslenir. Kesin olmamakla birlikte ortalama 25 yıl yaşadıkları tahmin edilmektedir.Yaşadıkları süre boyunca en fazla 12 yavru bırakırlar. Saldırgan değillerdir; ancak kendilerini savundukları zaman salgıladıkları sıvı ciltte yaralara neden olabilir. En büyük düşmanı köpek balıkları ve orkalardır.
Bunlara ilaveten mantaların;
- 3 ayrı cinsi olduğunu, bir türünün göçmen başka bir türünün yerel olduğunu,
- dişi ve erkek arasında hemen hemen hiç görüntü farklılığı olmadığını,
- 5 yaşından itibaren gebe kalabildiklerini ve gebeliğin bir yıl sürdüğünü, yavruların
yaklaşık 10 kg doğduğunu
- Ayrıca dalgıçların onlara dokunmasının sakıncalı olduğunu çünkü mukozaya zarar gelebildiği ve bunun da ciltte enfeksiyona sebep olabileceğini yazmaktadır kaynaklar.



