KOMODO-LEMBEH-MANADO GEZİSİ 1. AYAK
Ana Sayfa \
Gezi Notlarım \
KOMODO-LEMBEH-MANADO GEZİSİ 1. AYAK 2009-KOMODO-LEMBEH-MANADO GEZİSİ
1. AYAK (KOMODO)
13.08.2009 Perşembe akşam saat 19.00’da Ercan gelip beni evden aldı. Birlikte İstanbul’a doğru yola çıktık. O geceyi kuzenimde geçirdim. Ertesi gün saat 11.00’de havalanındaydım. Biraz sonra Ercan’da geldi. Burak’a telefon ettim. Edibe’nin uçağının rötar yaptığını Sabiha Gökçen’den daha yeni çıkabildiklerini söyledi. Tabi biraz heyecanlandık. Zira İstanbul trafiği malum. Ama, Allahtan gecikmeden geldiler. Sonra bir başka heyecan başladı. Kilo fazlalarımız ne kadar sorun olacaktı? Daha önceki gezilerimizden ve bizden önce Manado’ya giden gruptan, kilo fazlalarının sorun olduğunu duymuştuk. Ercan check-inlerimizi internetten yapmıştı. İnternet check-in yaptıranlara ayrı bir bölüm açmışlar. Oradan eşyalarımızı verdik. Hiç sorunla karşılaşmadık. Sonra hemen çıkışa yöneldik. Zira zaman gelmişti. Uçağa bindik. Ben çok yorgun olduğum için Dubai’ye kadar olan bölümde çoğunlukla uyudum. Duabi’de uçaktan inmedik. Sonra Singapur’a uçtuk. Bir bölümünde kitap okuyup, bir bölümünde yine uyudum. Singapur’a geldik. Singapur’da yaklaşık 10-12 saat zamanımız vardı. Ben şehre inmeyip, Kelebek Bahçesi’nde zaman geçirmeyi tercih ettim. İyi de yapmışım. Zira çok güzel düzenlemişler. Gerçi biraz nemli ve sıcak bir ortamdı. Ama kelebeklerin yaşaması için her şey düşünülmüş. Zaman zaman yağmur yağdırıyorlar. Zaman zaman sıcak su buharı fışkırtıyorlar. Kelebekler mutlu mesut yaşıyorlar. Hatta kozaları için özel kuluçka makinesi bile yapmışlar. Her tür kelebeğin kuluçkası görülebiliyor. Arada yemek yemek ve kahve içmenin dışında toplamda iki sefer çekim yaptım ve 3-4 saat geçirdim. Güzel fotoğraflar çıktı. |
Sonra Ercan-Burak-Edibe geldiler. Onlar yine Sim-Lim’e gitmişler. Elektronik eşya almışlar. Uçağımızın zamanı geldi. Bindik ve Denpasar’a indik. Bizi Tunç karşıladı. Yine Sanur’a geldik. Özlemişim Bali’yi. Yeniden hatırladım o günleri. Önce biz transfer olduk otele. Sonra Ali, Ömer ve Korhan geldiler. Onlarla tanıştık. Bir hafta boyunca aynı teknede birlikte kalacağız. Sonra hep bir yere oturup, bir şeyler içtik. Keyifli bir akşamdı. Tunç bize tekneden, ejderlerden, dalışta görebileceğimiz canlılardan bahsetti. Sonra otelimize geldik. Yatar yatmaz uyuduk. 16.08.2009 Pazar günü sabah biraz erken kalkıp, oteli dolaştık. Eski yapılı, daha doğrusu sanırım geleneksel mimariyi yansıtır tarzda yapılmıştı. Kahvaltıyı odamızın önünde yaptık. Burak’la Edibe bize misafir geldiler. |
Otelden ayrıldık. Havaalanına geldik. Check-in yaptırıp, beklemeye başladık. Uçak biraz gecikmeli kalktı. 50 kişilik pervaneli bir uçaktı.
 |  |
Yorgunluktan uçtuğumuz alanda denizi ve adaların bir kısmını seyredip, bir kısmında uyudum. Biraz da video çektim. Havaalanına indik. Bizi burada bir sürpriz bekliyordu. Uçaktan bizim valizlerimiz çıkmadı. Sadece Ercan’ın valizi çıktı. Diğerleri uçağın taşıyabileceği ağırlıktan fazla olduğu için uçağa alınmamış. Yapılacak bir şey yoktu. Nero ile tanıştık. Gezi boyunca hem dalış hem de her türlü rehberliğimizi yapacak olan kişi Nero. Tunç’un söylediğine göre önce balıkçılık yapmış. Sonra dalgıçlığa başlamış. Şimdi serbest rehberlik yapıyormuş. Buraları avucunun içi gibi biliyor. Söylediğine göre 6663 dalışı varmış. Dönüş biletlerimizi konfirme ettirdik. Valizlerimizi sorduk. Yarın öncelikli olarak geleceğini söylediler. Yapacak bir şey yoktu. Biz de yeni duruma uyum sağlayıp, programı ona göre değiştirdik. Komodo adasına hareket ettik. Akşama kadar yol alarak adanın yakınlarına demir attık. Yarınki program, adaya çıkıp, rangerlarla konuşup, bi tane keçiyi dala astırıp, komodo ejderlerinin onu yemesini fotoğraflamak. Ayrıca başka senaryolar da yapılabileceğini söyledi Nero. Bakalım yarın göreceğiz. Şimdi yarın için hazırlık yapmam gerek. 17.08.2009 Bu sabah saat 07.00’de kahvaltı yapıp, kıyıya yanaşarak, Komodo Ejderlerinin bulunduğu Milli Park’a gittik. Her birimiz için yaklaşık 33 $ tutan giriş ücretlerimizi ödedik. |
 |  |
| Ayrıca biz önceden anlaşmalı olarak komodo ejderlerini besleyecektik. Bunun için toplam 300 $ gemide ödedik. Kıyıya çıktık. Bir süre kumsalda, kırık mercanlardan yapılan yolun üstünde yürüdük. Sonra içeri girdik. Ormanlık alanda dala bir adet siyah teke asmışlar. Hayvanın ön ayakları yoktu. Onları hayvanları içeri çekmek için yola attıklarını söylediler. Sonra biraz bekledik. Fakat gelen giden olmadı. Nero, diğer turist grupların olduğunu, rangerların başının geldiği ve onları kontrol ettiğini söyledi. O yüzden biraz beklememiz gerekeceğini ilave etti. Birlikte mutfak denilen yere gittik. Toplam üç adet ejder gölgeye çekilmiş, miskin miskin yatıyordu. |
| Zaman zaman hareket ettiler. O zaman da ucu sapan gibi olan sopaları ile rengerlar hayvanları turistlere yaklaştırmadı. Fakat bakışları oldukça ürkütücü idi. Bir süre oralarda oyalandık. Hatta Edibe’nin bulduğu bir örümceğin macro fotoğraflarını çektim. Sonra işaret geldi. Biz yine keçinin asılı bulunduğu yere gittik. Birazdan ejderler salına salına, kabadayı kabadayı yürüyerek geldiler. Nero ve diğerleri keçiyi biraz indirdiler. Bunun üzerine iri olanı, hayvanın kafasını ısırdı ve nerdeyse tek lokmada yuttu. Sonra göğüs kafesine daldı. Hayvan kopardığı parçayı çiğnemeden olduğu gibi yutuyor. Sonra öbürü geldi. Birlikte yemeye başladılar. Keçinin iç organları dahil, her şeyini yuttular. |
| Biz de bol bol fotoğraf çektik. Fakat, çok keskin bir güneş olduğu, ve keçiyi de ağaca astıkları için, ağacın gölgesi de tam canavarların üstüne düştüğünden, çok yüksek kontrastta çektik fotoğrafları. Tam istediğim gibi çıkmadılar. Sahile doğru yürüdük. Bir dalın altında fotoğraf çekildik. |
 |  |
Sonra sahilden bota binerek tekneye geldik. Öğlen yemeğini yedik. Güvertede dünkü gibi biraz uyudum. Bu arada bavullarımız geldi. Hemen hazırlığa başladık. Ben geniş açı taktım. Batu’da daldık. Muhteşem bir yerdi. Ama, sunset dalışı gibi olduğu için, geniş açıda istediğim sonuçları alamadım. Dışardaki ışık yeterli değildi. Biz dalarken güneşin önünde bulutlar vardı. Sonrasında da zaten gün batmıştı. Nerdeyse gece dalışında geniş açı kullanmış oldum. Fakat yine de fena değildi. TTL convertör çalışıyor gibi. + 1 pozlayarak çektim. İnanılmaz çok balık gördük. Her taraf antias dolu. Bunun dışında grupurlar, box puffer fishler, bir tane kaplumbağa, bolca giant travellery fish, triger fish (hem küçük mavilerden, hem büyüklerden), bir tane köpek balığı, büyük bir puffer fish, temizlik istasyonunda baldudaklar, angel fishler, flag fishler… Yani çok güzel bir dalıştı. Dalıştan sonra yemek yedik. Nero sonrasında bir konuşma yaptı. Dalışta birbirimizden ayrıldığımızı, onun tembih ettiği şeyleri yapmadığımızı, yakın bir arkadaşını burada kaybettiğini, akıntının çok şiddetli olduğunu, mutlaka onun direktiflerine uymamız gerektiğini söyledi. Biz de kendi aramızda bu hususa dikkat etmemiz gerektiğini konuştuk. Sonra fotoğrafları bilgisayara aktardım. Bir film izledim. Şimdi yine yatmalıyım. Yarın sabah early morning dalışı var. Sabah 06.00’da kalkacağım… 18.08.2009 Salı. Bugün çok uzun bir gündü. Sabah 06.00’da kalktık. Nero brifing verdi. Dalış noktamızda küçük balıklarda var büyük balıklar da dedi. Ama bana macro alsan iyi olur dedi. Dün akşam ekipmanı sökmemiştim. Hemen değiştirdim. Dalışa başladık. Benim flaşlar çakmadı. YS-110’un hazır ışığı bir garip yanıyordu. Epey debelendim. Ama bir türlü çalışmadı. Bir iki kare doğal ışıkta çektim. Aslında güzel macrolar vardı. Bir tane anemon yengeci vardı, mavi bir anemonun içinde onu çekebilmeyi isterdim. Başka küçük yaratıklar da gördüm, ama çaresiz ve biraz kızgın yukarı çıktım. Kahvaltı yaptık. Kahvaltıdan sonra makineyi açmak istedim. Bir baktım benim YS-110’dan siyah sular akıyor. Sonra pil yuvasını bir açtım. İçi su dolu. Meğer dün akşam o-ring takmayı unutmuşum… Sonra onu temizledik. Sağ olsun Burak ve Ercan yardımcı oldular. Flaş çalıştı. Ben hala TTL convertörde sorun olduğunu düşünüyordum. Ama sorunun YS-110’un pil yuvasının su alması kaynaklı olabileceğini düşündüm. Biraz dinlendik. Saat 11.00’de ikinci dalışımızı Snapper Point’te yaptık. Daha önceki iki dalışın aksine hayal kırıklığı idi. Hiçbir şey yoktu. Benim ışıklarım yine çalışmadı. Yukarı çıktık. Öğlen yemeğinden sonra her türlü varyasyonu deneyerek benim YS-90’ın sorunlu olduğunu bulduk. Ercan’ın YS-90’ını taktığımızda da bir çaktı bir çakmadı. Bir türlü sorunun ne olduğunu teşhis edemedik. Zira TTL convertörü çıkarttığımızda da flaşlar bir çakıyor bir çakmıyordu. En son o halde bıraktık. Sonra güvertede uyuduk. 3. dalışı yapacağımız noktada mantalar olmadığı ve Ali’de büyük balık görmek istediği için Nero bir başka dalış noktasına gitmek istedi. Nitekim gitmeye çalıştık da. Ama deniz fazla dalgalı idi. Bizim tekne de en ufak bir dalgada ciddi sallanıyordu. Bu yüzden epey zorlandık. Güvertede yattığımız yerde eşyalar, fotoğraf makineleri housingler felan da vardı. Onları içeri zor taşıdık. Ceviz kabuğu gibi sallanmaya başladık. Ercan ve Burak’ın mideleri bulandı. Sonra bir yere geldik. Saat 17.30 olmuştu. Artık bu saatte burada dalınmaz, bari gece dalışı yapalım diye karar verdik. Hep birlikte akşam yemeğinden önce gece dalışı yaptık. Sağ olsun Ercan bana YS-110’unu ödünç verdi. Dalış boyunca iki flaş da çalıştı. Tabi ben TTL converterü çıkartıp, ikisini de direk bağlamıştım. Dalışta pek çok enteresan şey gördük. Küçük yengeçler, biri epey büyük, biri küçük gözünün etrafı sarı olan bir müren, hepimiz uzaylı olduğuna karar verdiğimiz bir şey, gündüz pek durup poz vermeyen küçük balıklar, daha önce hiç görmediğim çok renkli bir karides, sarı renkli bir goat fish, puffer fish, beyaz anemonların içinde anemonlar. |
Benim için önemli olan iki flaşın da çalışıyor olmasıydı. Telefonun çektiği bir yerden Tunç’a mesaj atarak bir tane YS-110 ısmarladım. Lembeh’e göndermesini rica ettim. Henüz bir haber gelmedi. Bakalım yarın konuşma fırsatım olabilecek mi? Gece dalışının en güzel tarafı da gidişte ve dönüşte teknenin kenarında parlayan yakamozlardı. Günün sonunda fotoğrafları bilgisayara kaydettim. Bu satırları yazdım ve şimdi uyuyacağım. 19.08.2009 Çarşamba. Bu sabah yine erken kalktık. 07.00’de dalışa hazırlandık. Casstell Rock’ta ilk dalışımızı yaptık. Tek flaşla ve geniş açı ile daldım. Güzel bir dalış noktasıydı. Baldudaklar, snapperler, bir tane grey tip reef shark, büyük bir puffer fish, mercanlar. |
Fakat çok akıntı vardı.
Dalış kısa sürdü. Hava tüketimim de fazlaydı. Üstelik dalış saatini dalmadan önce bağlantı sağlamadığım için çalışmadı. Geyçten okudum havayı. Sanırım 40 hava ile çıktım. Kahvaltının ardından biraz uyuduk. Sonra 11.30’a ikinci dalışı yaptık. Dalış noktamız Cristal Rock idi. Çok güzel bir dalış noktasıydı. Dipte baldudaklar epey poz verdiler. Triger, angel, puffer, unicorn (güzel çekemedim) ve daha önce akvaryumda kırmızısını çektiğim sarı üstüne mavi puantiyeli bir balık çektim. Gidince bakacağım ne olduğuna. Nero garip bi isim söyledi. Unuttum. Fotoğraflar fena olmayacak ama tek flaş yetmiyor. |
 |
| Sonra öğlen yemeği, yine uyku. 15.30’da 3. dalış. Yine akıntılı bir yerde dalıyoruz. Daldığımızda Nero ve diğer arkadaşları göremedik. Biz dördümüz daldık. Dalışın başında kocaman 2 tane lobster gördüm. Çektim. Sonra bol bol mercan fotoğrafı çektim. Bu esnada da dome portun önünü çizdim. Sonlara doğru beyaz renkli bir anemonun içinde klasik kavuniçi 3 tane anemon gördük. Çok sevimliydiler. Fakat ışık şiddetini ayarlayamadığım için yeterince net ve güzel çekemedim |
. Dalışın sonlarına doğru Nero bizi buldu. Manta olduğunu söyledi. Biraz bakındık. Gördük. Ama fotoğraf vermedi. Sonra çıktık. Akşam yemeği. Log book işleme, sonra bu satırlar… Bir film seyredip, uyuyacağım. 20.08.2009 Perşembe. Bugün toplam 4 dalış yaptık. Birinci dalışı 07.00’de yine Casstel Rock’a yaptık. Dalışın başlarında flaşın pili bitti. Ben de ortam ışığı ile çekmeye çalıştım. Çok güzel baldudakları sadece siluet olarak çekebildim. Dalışın sonlarına doğru Japon dalgıçlar bir köpek balığını aralarına alıp bana doğru sürdüler. Ben de fotoğrafını çektim. Ama o kadar çok küçük balık vardı ki, çektiklerimde hep kafasında gözünün önünde çıkmışlar. Üstelik o kadar da güzel çıkmamış. Dolayısıyla bu dalış pek verimli değildi. |
Dalışın sonlarında emniyet dekosunda arkadaşların fotoğraflarını çektim.
Sonra biraz dinlendik. Ben fisheye taktım. Teknede fisheye ile arkadaşları çekerek biraz eğlendik.
Flaşın pillerini değiştirdim. Yine Cyristal Rock’a daldık. Nasıl bir akıntı vardı anlatamam. Güzel mercan fotoğrafları çektim. Baldudakları çektim.
| Ercan’ın havası bitti. Birlikte çıktık. Öğlen yemekten sonra biraz dinlendik. Sonra 14.30’da Channel’da daldık. Nero bizi uyardı. Dediği gibi varmış. Aşağıda müthiş bir akıntı ile karşılaştık. Raja’daki Pasaj’dan sonra en akıntılı yerdi. Kendini bir bırakıyorsun, akıntı deli gibi sürüklüyor. Yine mercanları çektim. Dugong görmeyi hayal etmiştik. Ama göremedik. Onun yerine iki manta ile yüzdük. Pek çok fotoğraflarını çektim. |
| Bu dalış çok eğlenceliydi. Sonra konuştuk son dalışı sunset şeklinde yapmaya karar verdik. Light House’da daldık. Drifdive yapacak arkadaşlar önceden atladılar. Biz Ercan ile bota bindik. Bizi sığdan attılar. Dipte macko çekmeye çalıştık. Çok güzel kırmızı kamçı mercanlar üstünde, yine minik kırmızı balıkları çektik. Beyaz anemonlar çektik. Yine daha önce görmediğim küçük balıklardan çektim. |
Sonra çıktık. Akşam yemeği ve saat nerdeyse 21.00 olmadan herkes uykuya çekildi. Zira zor ve yorucu bir gündü. Bende biraz kitap okuyup, uyuyacağım. 21.08.2009 Cuma. Bugün de uzun bir gün oldu. Sabah yine erkenden kalktık. İlk dalışı buraya ilk geldiğimizde yaptığımız Batu Bolong’da yaptık. Macro ile indim. Pek çok küçük canlı gördüm ve çektim. |
| Ali’de bana epey rehberlik etti. Bir sürü minik canlı buldu. Bir tane kaplumbağa gördük. Tabi makro ile sadece gözünü cekebildim. Daha önce tam çekemediğim orangutan yengecini bulduk. Bu sefer fena olmadı. Bir tane de zehirli yılan gördük. Bana doğru yüzdü. Portesini çektim ama doğrusu tırstım. Üstüme doğru geldi zira. |
| Ama tek flaşla istediğim gibi olmuyor. Hele TTL convertör olmayınca, flaşın şiddetini ben ayarlamak zorunda kalıyorum. Bu da her pozda flaşın ayarını değiştirmemi gerektiriyor. Neyse, sonra dalış bitti. Çıktık. Kahvaltı yaptık. Bizi bir adaya yürüyüşe götürdüler. Ada dediğim, minicik bir kara parçası. İçinde de bir lagün var. Üstünde iki bodur ağaç. Hepsi o. Fakat inanılmaz güzel bir yer. Her yer mercanlarla, gelgit sırasında ölmüş minik deniz canlıları (ölüleri) ile dolu… Fisheye objektifimi götürmüştüm. Arkadaşlar deniz kabukları bulmuşlar. Onlardan da yararlanarak güzel fotoğraflar çektim. |
Biraz fantastik oldu. Sonra arkadaşlar denize girdi. Ercan’la ben girmedik. Ama ısrar ettiler. Dayanamadık. İyi de yapmışız. Turkuaz renkli denizde yüzmek çok keyifliydi. Hatta Korhan bizi yüzerken videoya bile çekti. Bu arada Edibe’nin ayağını bastığı yerde deniz kestanesi varmış. Ayağına battı. Dikenleri ben temizledim. İçinde kalanları da taşla kırıp, kanını dışarı sağarak, kanla birlikte dışarı çıkmasını sağladık. Bu yüzden de bu adaya “Kestane Adası” adını verdik. Merak edenler için koordinatları : 08 derece 32’ 49” S – 119 derece 35’ 33” E Sonra yine gemiye geldik. Dalışa hazırlandık. Son dalış noktamız Manta Cleaning Station’du. Fakat, öbür dalış noktalarının aksine burada hiçbir şey görmedik. Tabi manta da… Çıkıştı dalış teknesinin fotoğraflarını çektim. |
Sonra öğlen yemeği yedik. Dalış eşyalarımızı çalışanlar yıkayıp, kuruttular. Bu esnada da Lauan Bajo’ya doğru yol aldık. Akşam ezanlar okunurken, bir taraftan da kuranlar okundu. Bugün ramazanın ilk günüydü. Demek ki burada Müslümanlar yoğunlukta. Zaten teknede de 4 müslüman 3 hristiyan çalışıyordu. Akşam yemeğinde bize mangalda balık yaptılar. Diğer yaptıklar her zamanki gibiydi. Yine azcık yedim. Buna rağmen midem yanıyor. Sonra eşyalarımızı yerleştirdik. Tunç ile konuştum. Dönüşte check-ini erken yaptırmamız gerektiğini söyledi. Yarın sabah 08.30’da tekneden ayrılacağız. 22-23 Ağustos 2009. Evet, 2 gün önce yazdığım gibi, sabah erkenden tekneden ayrıldık. Havaalanına ilk biz geldik. Kapıları açılınca ilk biz girdik. Bankoya ilk biz yanaştık. Valizler hazır, biletler hazır. Görevliler geldi veeee bir ilan astılar, uçuş 6 saat rötarlı. Tabi dünya başımıza yıkıldı. Hemen itiraz ettik. Uçak biletlerimizi gösterdik. Bağlantılı uçuşlarımız olduğunu, onları kaçıracağımızı belirttik. Görevli gayet sakin, “Yetişirsiniz, yetişirsiniz” dedi. Üstelik bize 16.30’da kalktığı takdirde uçak, 17.20’de Denpasar’da olacağımız söylüyor. Tabi inanmadık. Haklıydık da. Zaten uçak 17.15’te kalktı. Denpasar’a da 18.45 gibi indi. Bizim uçak çoktan gitmişti. Havaalanında beklediğimiz süre içinde piste çıktık, bekleme salonları arasında cirit attık, top oynadık, x-ray cihazlarıyla oynadık. Oradaki küçük kız çocukları, diğer yolculardan bir kız ile samimi oldular. Herkes kendi dilinde konuşuyor, ama gayet güzel anlaşıyorlardı. Bu arada görevliler de bir diğer salonda yerlerde, koltuklarda uyuyorlardı. |
| Allahtan uçağın rötar yaptığını Tunç’a söylemiştik. Hiç programda olmadığı halde bizi de Jakarta’ya uçurdu. Evinde bir gece konuk etti. Bu arada da benim flaşımı ve Burak’ın kablo ve kasetlerini verdi. Benim flaşın hikayesi de enteresan bu arada. Tunç Dive Shop’a giriyor, onun önünde bir Amerikalı çift var. Adam, ben buraya geldim. Daldım. Bu flaşı çok kullanmadım. Acaba burada satabilir miyiz diye soruyor. Bunu duyan Tunç hemen ilgileniyor. Adam 300 $ diyor. Sanırım yenisi 580 $ civarında ABD’de. Tunç adamla konuşuyor, telefonları alıp veriyorlar. Sonra bizi arıyor ki, sorup, alıp almayacağına karar verecek. Yani benden olur alacak. Ama bana ulaşamıyor. Selen’e soruyor. Selen’de sen onu al. Kendin kullanırsın Ahmet Abi’ye de bi tane Alfa alırsın diyor. Zira, dükkanda YS-110 yok, YS-110 Alfa var. Tunç kararsız kalıyor. Tam böyle yapacakken havaalanından Burak Tunç’u arıyor. O da bu gecikmeleri felan konuştuktan sonra, flaşın hangisini alayım diye bana soruyor. Ben tabi kullanılmış olanı istedim. Fakat yeni gibi. Benimkinden daha yeni. Çok mutlu oldum. Az önce tüm ekipmanı takıp denedim. Hepsi çalıştı. Şimdi merak ve heyecanla yarını bekliyorum. Kaldığım yerden devam etmem gerekirse, Tunç bizim Jakarta’ya uçuşumuzu ayarladı. Biz Denpasar’a indik. Check-in yaptırıp, valizleri verdik. Yöresel Mc Donald’s’dan Wooper menu yiyip, üstüne taze sıkılmış meyve suyu içtik. Uçak saatimiz geldi. Binip Jakarta’ya geldik. Tunç havaalanında bizi bekliyordu. Sağ olsun evinin kapılarını bize açtı. 7 kişiyi misafir etti. Ertesi sabah erkenden havaalanına gittik. Yine bavulları verip, bu kez yöresel Starbucks’da kahvaltı edip, kahvemizi içtik. Sonra uzun bir uçuşla Manado’ya geldik. Havaalanında bizi karşıladılar. Otele geldik. Yine Rüstem’den brifingimizi aldık. Eşyalarımız odalarımıza gitmişti bile. Odalara yerleştik. Akşam nefis bir yemek yedik. Taze sıkılmış papaya suyu, limon, sarımsak ve fesleğenli makarna, fıstık soslu tavuk sate, kızarmış patates ve bizim lokma tatlısının pudra şekerlisine benzer bir tatlı ile çukulata soslu kızarmış muz tatlısı yedik. Sonra mailleri okuduk. Buranın bir diğer güzelliği her yerden wireless internet erimişi olması. Bu bir nimet. Fakat hatlar zayıf. Yine de mailler gidip geliyor. Sadece Skype ile görüşme yapamıyoruz. Bir de iphonelar bağlanmıyor… Yarın için çok heyecanlıyım. İwan ile tanışacağız ve 3 dalış yapacağız. |